Türkiye’de S-400 hava savunma sisteminden vazgeçilmesi yönünde Atlantikçi ve NATO yanlısı çevrelerden gelen baskıların sürdüğü bildiriliyor. Sistemin başka bir ülkeye satılması ya da Türkiye topraklarından çıkarılması yönündeki tartışmaların yeniden gündeme taşınmasının da bu baskı sürecinin bir parçası olduğu değerlendiriliyor.
Değerlendirmelere göre, Türkiye’nin S-400 tedariki basit bir silah sistemi tercihinden ibaret değil; stratejik özerklik ve hava savunma egemenliği açısından kritik bir mesele olarak öne çıkıyor.
Stratejik Bağımlılık Riski
Geniş bir coğrafi alana yayılan Türkiye’nin hava savunmasını yalnızca NATO ve ABD kaynaklı sistemlere dayandırmasının ciddi bir stratejik bağımlılık doğuracağı vurgulanıyor. Bu noktada, 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan FETÖ darbe girişiminin bazı NATO üyesi ülkeler tarafından desteklendiğinin ortaya çıktığı hatırlatılıyor. Darbe girişiminin ardından İncirlik Hava Üssü’nün sözde komutanının resmi olarak ABD’ye sığındığı belirtiliyor.
Milli Sistem Hedefi ve Zaman İhtiyacı
Türkiye’nin nihai hedefinin tamamen yerli imkanlarla geliştirilmiş bir hava savunma sistemine sahip olmak olduğu, ancak bu hedefe ulaşmak için belirli bir zamana ihtiyaç duyulduğu ifade ediliyor. Mevcut jeopolitik koşulların hassasiyeti göz önüne alındığında, S-400 sisteminin Türkiye’ye uzun menzilli, bağımsız ve ek bir hava savunma katmanı kazandırdığı vurgulanıyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri envanterinde, S-400 sisteminin 40N6 füzesiyle 350 kilometrenin üzerindeki mesafelerden yüksek irtifada uçan AWACS uçakları, tanker uçakları, stand-off jammer platformları ve silah bırakma hattına giren 4. nesil savaş uçaklarını tehdit edebilecek başka bir hava savunma sisteminin bulunmadığı belirtiliyor.
SİPER Projesinin Mevcut Durumu
Türkiye’nin milli hava savunma projesi SİPER’in gelecekteki temel yeteneği oluşturduğu, daha modern AESA radar ve işlemci mimarisine sahip olduğu aktarılıyor. Ancak SİPER-1’in halihazırda 100 kilometre üzeri menzil sınıfında kaldığı, SİPER-2 ile 200 kilometre üzeri menzile ulaşılmasının hedeflendiği kaydediliyor. 350 kilometre sınıfında milli bir önleme kapasitesinin henüz mevcut olmadığı ifade ediliyor.
Kuvvet Çarpanlarını Uzak Tutmanın Önemi
Konunun sadece bir uçağı 350 kilometreden vurabilmekle sınırlı olmadığı vurgulanıyor. Modern hava muharebesinde asıl kuvvet çarpanlarının AWACS uçakları, havadan yakıt ikmal platformları ve elektronik harp/stand-off jammer sistemleri olduğu belirtiliyor. Bu unsurları hava sahasına erişemeyecek şekilde uzak tutmanın, düşmanın hava harekâtının menzilini, hava sahasında kalış süresini, elektronik harp desteğini ve durumsal farkındalığını doğrudan etkilediği ifade ediliyor.
S-400 ve SİPER Birbirinin Rakibi Değil
S-400 ile SİPER’in birbirine rakip sistemler olarak sunulmasının yanlış bir yaklaşım olduğu belirtiliyor. SİPER’in Türkiye’nin milli geleceğini temsil ettiği, S-400’ün ise bugün elde bulunan stratejik uzun menzilli katmanı oluşturduğu ifade ediliyor. Her iki sistemin batarya mimarisinde arama ve atış kontrol görevlerinin farklı radarlar tarafından yürütülmesi gibi benzer teknik yaklaşımların bulunduğuna dikkat çekiliyor.
Türkiye’nin SİPER’i geliştirirken S-400’den vazgeçmemesi gerektiği, SİPER 350 kilometre üzeri sınıfta milli bir önleme yeteneğine ulaşana kadar S-400’ün envanterden çıkarılmasının mevcut stratejik bir kabiliyetin gönüllü olarak terk edilmesi anlamına geleceği vurgulanıyor.
