Dünya genelinde beşinci nesil muharip uçak alanında hem operasyonel envanterde bulunan hem de geliştirme aşamasındaki çok sayıda program yürütülüyor. Türkiye’nin KAAN’ından ABD’nin F-35’ine, Çin’in J-20’sinden Rusya’nın Su-57’sine kadar uzanan bu programlar, ülkelerin hava gücü stratejilerinin merkezinde yer alıyor.
Geliştirme Aşamasındaki Programlar
KAAN (Türkiye): TUSAŞ tarafından yürütülen KAAN, Türkiye’nin 5. nesil millî muharip uçak programı olarak geliştiriliyor.
KF-21 Boramae (Güney Kore): Korea Aerospace Industries (KAI) tarafından geliştirilen KF-21, 4.5/5. nesil özellikleri bir arada barındıran bir platform olarak konumlandırılıyor.
GCAP / Tempest (Birleşik Krallık, İtalya, Japonya): BAE Systems öncülüğünde yürütülen program, üç ülkenin ortak gelecek muharip uçak girişimi olarak devam ediyor.
FCAS (Fransa, Almanya, İspanya): Dassault Aviation liderliğinde geliştirilen FCAS, Avrupa’nın gelecek muharip hava sistemi programını temsil ediyor.
NGAD (ABD): Lockheed Martin’in de içinde bulunduğu NGAD, ABD’nin yeni nesil hava üstünlüğü programı olarak sürdürülüyor.
AMCA (Hindistan): Hindustan Aeronautics tarafından yürütülen AMCA, Hindistan’ın 5. nesil muharip uçak programını oluşturuyor.
Shenyang J-35 (Çin): Shenyang Aircraft tarafından geliştirilen J-35, Çin’in 5. nesil ve uçak gemisi kökenli aday platformu olarak öne çıkıyor.
Operasyonel Envanterdeki Platformlar
F-35 Lightning II (ABD): Lockheed Martin tarafından üretilen F-35, çok sayıda ülkenin envanterinde yer alan 5. nesil çok rollü muharip uçak (JSF) programı.
F-22 Raptor (ABD): Lockheed Martin ve Boeing tarafından geliştirilen F-22, ABD’nin hava üstünlüğüne odaklanan 5. nesil avcı uçağı.
Chengdu J-20 (Çin): Chengdu Aircraft tarafından üretilen J-20, Çin’in operasyonel 5. nesil muharip uçağı.
Su-57 (Rusya): Sukhoi tarafından geliştirilen Su-57, Rusya’nın 5. nesil muharip uçağı olarak envanterde bulunuyor.
Sınıflandırmaya Dair Not
Açık kaynak değerlendirmelerinde, KF-21 gibi bazı programlar 4.5. ile 5. nesil arasında gri bir alanda konumlandırılabiliyor. Bu, programların taşıdığı teknolojik özelliklerin sınıflandırma kriterlerine göre farklı yorumlanabilmesinden kaynaklanıyor.
